• Kategorilerim

  • Arkadaşlarım

  • Bağlantılarım

Bilimsel Değerlendirmeleri Aşan Bir Destan

15/10/2009 ·

                   Bilimsel Değerlendirmeleri Aşan Bir Destan

            İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüzün ve Gölbaşı Belediyemizin 29.05.2007 tarihinde düzenlemiş oldukları ‘'ÇANAKKALE ‘'         ziyaretine bende katılmıştım. Bu ziyareti tertiplediklerinden dolayı ayrıca teşekkür ederim.

            Evet, sevgili öğrenciler bu ziyaret sırasında edindiğim izlenimleri sizinle paylaşmak istedim. Paylaşılmasıda gerekir. Konuyla ilgili müteaddit (çeşitli) yazılar ve eserler kaleme alınmıştır. Hepsinden Allah razı olsun.

Birincisi: Yazımızın girişinde de ifade ettiğim gibi bu bir ziyarettir. Gezi değildir. Turistik amaçla gezmek, tozmak ve eğlenmek isteyen oralara gitmese daha iyi olur. Neden derseniz? Çünkü Çanakkale savunma muharebesi demek Gelibolu Yarımadası demektir. Allah'ın yardımıyla Osmanlı'nın son zaferinin kazanıldığı yer olan Gelibolu Yarımadası 33.000 hektarlık bir alanı kapsayan  (küçük bir alanı teşkil eden Avustralya, Yeni Zelanda, İngiliz ve Fransız askerlerinin savaş mezarları ve anıtlarını istisna edersek)  büyük bir şehitlik ve kabristandır. Dolaysıyla gezi amaçlı yapılan turlar oranın buram buram kutsiyet kokan atmosferine yakışmaz. Memleketimizin turistik gezi için çok güzel yerleri var oraya gitsinler.

İkincisi: Kurtuluş Savaşında olduğu gibi Çanakkale Muharebesi de bizim açımızdan Merhum Akif'in deyimiyle :‘'hayâsızca akına'' karşı yapılan bir savunma savaşıdır. Bir işgal değildir. Dolaysıyla Üstadın deyimiyle:''kanlı pençelerine kadife eldiven geçirmiş'' ‘modern' Avrupa'nın tarihinde kara bir lekedir.

Dikkatlerimizi çeken üçüncü nokta: Ziyaretimizde rehberlik eden arkadaşların ifadesi ve oradaki yazılara göre Gelibolu Yarımadasının tanzimi, düzenlenmesi ve adeta açık, antik bir müze haline gelişi 2005 tarihinden sonra ‘'Tarihe Saygı ‘'projesi çerçevesinde olmasıdır.

Dördüncüsü: Çanakkale olay ve olgusunun merkezi buud ve boyutunu oluşturan maneviyatın yani iman gücünün tekniğe ve maddiyata Allah'ın izni ve yardımıyla galib gelmesidir. Merhum Akif'in:''Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.'' İfadesiyle anlatmak istediği bu olsa gerek. Bedir savaşı, nasıl îmânın küfre karşı ilk direnişi ise, Çanakkale de, -tâbir câizse- İslâm'ın son karakolunun müdâfaasıdır. Yani Osmanlı Devlet-i Aliye'nin aslâ mâzî olmayan son mânevî zaferdir. Binbaşı Lütfü Bey'in, o hengâmede yürek paralayan bir şekilde:

"Yetiş yâ Muhammed, kitabın elden gidiyor." feryâdıyla dayanak noktası ve yardım istemesi, bunun en aşikâr bir ifâdesidir.

Ayrıca dost ve düşmanın kabul ve itiraf ettiği Seyit Çavuş'un ikiyüz kilogramdan fazla top mermisini kaldırması mantık ilkelerini ve bilimsel değerlendirmeleri aşan bir İlahi güçtür. Sanırım bu dördüncü maddedeki ifade etmeye çalıştığımı Cennet mekân M.Akif Ersoy iliklerine kadar hissederek nazım halinde ölümsüzleştirmiştir:

‘'Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,

Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.

Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,

'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?''

Beşincisi: Bu savunma muharebesinde bir ulustan ziyade bir millet cehd ve gayretiyle mücadele etmiştir. Bakıyorsun bu şeref tablosunda başta asırlarca muazzez ve mukaddes din-i mübin İslam'ın bayraktarlığını yapan kahraman Türkler olduğu kadar Kürtler, Arablar, Arnavutlar, Bosnalılar ve birçok etnik kökene dayalı Osmanlı Milleti savaşmıştır. Ortak paydaları Müslüman olmaları ve vahşette sınır tanımayan Avrupalı ‘'sırtlan ‘'kümesine karşı koymalarıdır.  Vatan şairi ne güzel ifade etmiş:

"Değil mi cephemizin sinesinde iman bir

Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir

Değil mi sinede birdir vuran yürek... Yılmaz!

Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz!..

Altıncısı: Her sistemin, her düşünce yapısının ve her dinin kendi dünya görüşüne göre bir literatürü vardır. İslam Dininde vahiy merkezli kendine göre elbette bir literatürü vardır.

Örneğin: Şehidlik ve gazilik kelimeleri sadece bizim literatüre ait kavramlardır. Başka dillerde ve edebiyatlar bizdeki manada bu sözcükleri bulamazsınız. Bütün şehidlerimizin ruhları şad olsun.

Sonuç olarak şimdiki gençliğimize nasihat ve ibret olarak Gelibolu Yarımadası Şehitliği yeter. Nasihat ve ibret almak isteyene!                                 

                                                                                   Selahattin KÜÇÜKŞAHİNER

                                                                                     Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğret.


Denemelerim

26/9/2009 ·

  İçimizdeki Öğretmen Veya Tecessüs

        

Evet, sevgili öğrenciler; okulumuzda, sınıfımızda ve dışımızdaki öğretmenin yanı sıra yaratılışta Cenab-ı Hakk'ın bir cip gibi yapımıza yerleştirdiği içimizde de bir öğretmenin olduğunun farkında mıyız?

            Üstelik bu öğretmen her an ve her yerde bizimle beraberdir. Benliğimizin latif bir parçasıdır. Kabiliyet, istidat, yeteneklerimizi uyandıran ve meylettiren bu içimizdeki muharrik hoca, dışımızdaki öğretmen gibi para istemez. Darılması, azarlaması ve bazen de dövmesi yoktur. Aman dışımızdaki öğretmenler kızmasınlar. Tarihi tecrübe bunun şahididir.

            Peki, arkadaşlar hiç merak ettiniz mi?

Deneme mahiyetinde çalakalem bir şeyler yazan bu hocamız kimden veya neden bahsediyor? Zaten bu sorunun cevabını merak edip aramaya koyulduğunuz anda onu keşfetmiş olursunuz. Hadi o zaman içimizdeki öğretmenin adını birlikte koyalım:''Tecessüs''.

Tecessüsten daha merak ettirici ve daha araştırmacı öğretmen yoktur. Tecessüs, sahibini fikir işçisi haline getirir. Böylelikle fikir çoraklığı yaşayan zihinlerimizi bilgi yüklü hale getirir.

Denilebilir ki, bütün medeniyetlerin temelinde, canlılar âleminde sadece insanoğluna Rabbimiz tarafından rahmet ve merhamet olarak bahşedilen bu ‘'tecessüs'' melekesi vardır.

Kimileri doğuşta bu kurdu beyinlerinde taşıyarak dünyaya gelir. Kimileri de sonradan bazı vesilelerle bu imtiyazın farkına varır.

İnceleme, araştırma, doğru ve sağlam bilgiye giden yolun sıçrama taşı olan bu melekeyi tanımlayalım.

Tecessüs... Her insanda mevcut olan fakat hayatın basitlikleriyle uğraşmaktan, varlığın görünenin ötesini kurcalamaya kadar uzanan enva-i çeşitliliği ile kalite derecelemesine de sebep olan ulvi meleke ya da beyin kurdu... Yani aramak, meraklı olmak, bulmaya çalışmak, mevcudatın aslını bilme isteği. Biraz daha açalım ve netleştirelim.

 (

Evet, sevgili arkadaşlar; bizler tecessüs sahibi birer insanız. Merak eder, araştırır. Bir hikâyeye merak feneriyle dalarız. Bir romanın karanlık yerlerine merak feneri ışık tutar. Merak feneri, bizi ellerimizden tutar ve arkasından sürükler. Bir filmi, bir diziyi izleten de bu duygudur.

  Yazımızı Üstad Cemil Meriç'in bu konudaki sözüyle taçlandıralım.

 "Aydın olmak için önce insan olmak lazım. İnsan, mukaddesi olandır. İnsan hırlaşmaz, konuşur; maruz kalmaz, seçer. Aydın kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi. Aydını aydın yapan; uyanık bir şuur, tetikte bir dikkat, hakikatin bütününü kucaklamaya çalışan bir tecessüs."

 

 

                                       Selahattin KÜÇÜKŞAHİNER

                                        Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğrtm

Arapça) c-s-s kökünden bir fiil/eylem olup belgeye ve akla dayanan mesnetli bir şeyin peşine düşerek sorgulayarak izlemek demektir.  Gayet faydalıdır. Ve herkeste olmasını umduğumuz tecessüsün bu yönüdür. Şayet tecessüs niyet okuma tarzında insanlara dönerse, araştırılmadan ve değerlendirme yapmadan sebep - sonuç ilişkisini ortaya koymadan olursa buna hafiyelik denir ki bu dinimizce haramdır.